“Kelimelere ancak istenilen bir şey yok olduğunda ihtiyaç duyulur; kayıp olmayan yerde dil var olamaz.”
Jacques Lacan

Kayıp olan nesnenin hayat boyu arandığı ve defalarca yerinin dolduğu hissedilip tekrar yerini boşluğa bıraktığı bir döngüde, kendine dair bir arayışın kapısını aralamak üzere psikoterapinin bir aracı olduğunu söylemek mümkün. Elbette bu süreçte kayıp sandığımız ya da “doldu, tam oldu” sandığımız çoğu şeyin illüzyon olduğu gerçekliği zaman zaman psikoterapi sürecini etkileyecektir. Ancak zorluğun, direncin, bilme ihtiyacının olmadığı bir yerde gerçekliği görmek de güçleşecektir.
Öyleyse Lacan’ın bahsettiği kaybın söz konusu olduğu yerde var olan dili hayatımızda ne sıklıkla kullanıyoruz? Şiirlerde kullanılan dildeki örtük ancak çift anlamlı olan dilde kendimize dair neler bulabiliriz?