“Sen hep kendine önlemler aldın ben kendime yasaklar koydum
Önümüzde barajlar var, bu su hiç durmaz”
Bülent Ortaçgil-Bu Su Hiç Durmaz
Yasağın olduğu yerde kuşkusuz arzu da vardır ve yasaklanan şeyin arzu edilir hale gelmesi kaçınılmazdır. Lacan, arzuyu bireydeki bir “bütün/tam” olamayışındaki “eksiklikle” ilişkilendirmektedir. Birey bu eksikliği zaman zaman farklı nesnelerle veya öznelerle doldurmaya çalışsa da o eksiklik hiçbir zaman doldurulamayacaktır. Arzu eksik olanla ilişkilidir ve ulaşmak istediğimiz o “tam olma” arzusu da hayat boyu devam edecektir. Esasen bu tam olma arzusuna dair kurduğumuz düşlemler devam ettikçe hayatı yaşama arzumuzu da beraberinde getirecektir.

Salvador Dalí,
The Enigma of Desire, or My Mother, My Mother, My Mother, 1929
İlişkilerde “yasa” olarak nitelendirilen unsurları düşündüğümüzde bu yasa çiğnense de çiğnenmese de arzu oradadır. Tam da Bülent Ortaçgil’in belirttiği gibi “Bu su hiç durmaz” ve eksiğin olduğu yerde arzu devam eder. Her bireyin kendi düşlemi içerisinde bir ötekiyle ilişkilendiği düşünülürse ötekinin arzusu ile öznenin arzunun kesiştiği bir düşlem olduğunda romantik ya da değil bir ilişki başlayacaktır.
Eksiğin bir türlü tamamlanamadığı ancak ötekinin o eksiği tamamlayabileceğine dair düşlem diri kalması Lacan’ın bir seminerinde “Ben eksiğim ve sen o eksiğe sesleniyorsun” ifadesiyle paralel düşünülebilri.
“Sevginin hiçbir dayanağı yoktur… size söylediğim gibi: sevgisini vermek, tam da ve esas olarak, kişinin sahip olduğu hiçbir şeyi vermemesi demektir; çünkü sevgi, tam da kişinin sahip olmadığı ölçüde söz konusudur” (Lacan, Seminer V , 7 Mayıs 1958).